Bizans İmparatorluğu Dönemi Kent Hafızası
Bizans İmparatorluğu Dönemi Kent Hafızasında;
“Galata Kulesi”
İstanbul tarihinde Byzantion Kent Devleti Dönemi’nde veya Bizans İmparatorluğu Döneminde kent hafızasında önemli bir yere sahip olup, günümüze kadar gelebilmiş ancak işlev değiştirmiş ve kent hafızasında unutulmuş binalar denince aklıma “Galata Kulesi” gelmektedir. Yüksek lisans öğrencisi olduğum İstanbul Topkapı Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı için hazırlamış olduğum akademik araştırmalarımı “Cemiyet Sanat Dergi” okuyucularına aktarmak isterim.
Dünyanın en görkemli ve büyük şehirlerinden İstanbul, Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olarak günümüze en çokta ayakta kalan yapıları aracılığıyla ulaşmaktadır. Galata Kulesi eski dönem yapılarından olmakla birlikte Bizans’a dair akıllara gelen ilk yapılar arasındadır. Dönemin işleyiş sürecine göre kimlik değiştiren kule (kullanım amacı çok kez değiştirilmiş olup) gibi çok yönlü ve farklı perspektiflere göre farklı roller taşıyan bir tarihi karakteri ile elbette ayrıca sevilmektedir. Şehrin eşsiz coğrafi konumu, Kafkasya kıyı ve Anadolu’ya malların kolaylıkla taşınmasını mümkün kılmıştır böylece şehir adeta hızla zenginleşti ve döneminde dünyanın en büyük alışveriş merkezlerinden biri haline geldi. Elbette, dini gelenekler, törenler ve dönemin iddialı ritüelleri, imparatorun temsil ettiği ilahî otorite İstanbul’da daima eşsiz antropolojik hafızanın birikimine zemin hazırlamıştır. Türk egemenliği sonrasında şehir adını değiştirmiştir çünkü. Şehrin yeni sakinleri İstanbul demeyi tercih etmiştir, dilbilimciler ismin kentin antik Yunan’ da bükülmüş, iz bırakma kağıdı olduğunu iddia etmekle birlikte “polis” kavramının sosyal ve antropolojik yansımalarına dair aktarımları halen bu isimle ilişkilendirilmektedir.
Eski Galata Kulesi bilinen diğer adı ile ‘Büyük Kule’ anlamına gelen Megalos Pyrgos (Μεγάλος Πύργος) Haliç’in kuzeyinde, Galata’nın (Sykai) merkezinde yer almakta olan yapılardandır çoğunlukla gözetleme ve savunma dışında, gümrük istasyonu olarak da kullanılmaktaydı. Körfeze düşman gemilerinin girmesini yasaklayan bu kule, Latince Christea Turris hatta İtalyanca Torre di Galata olarak bilinmekle birlikte Galata semtinde, deniz seviyesinden 35 m yüksekliğindeki bir mevki de bulunup, ticari gemilerin ücret karşılığı kabul etmiş olarak, giriş çıkışını MS 6. yüzyıldan beri kullanılan su yüzeyinin altında uzanan demir zincirle sağlardı. Haçlı Seferi sırasında gündeme gelen, Flanderslı Baldwin’in emriyle Fransız şövalyeler Claryli Robert yanı sıra Geoffroi Villehardouin komutasında kuşatılmaya rağmen kesinlikle kule ele geçirilememiştir.( Belleği, K. A. İ., & Arşivi, T. T. GALATA KULESİ.)
Yapının alt kısmı Ceneviz, üst kısmı Osmanlı yapısı olarak bilinmektedir. Koloni kuran İtalyan asıllı Cenevizliler, Bizans Devleti’nin iyice zayıfladığı dönemde, etrafını surlarla çevirmek kaydı ile arazinin en yüksek noktasında, deniz seviyesinden 35 m. yükseklikte Haliç girişiyle Marmara’ya hâkim burçlardan bakıldığında dikkati çeken kule inşa etmişlerdi. Esasında günümüzde dahi Galata Kulesi’nin esasını teşkil eden bu burç, karadan gelecek bir tehlikeye karşı Galata surlarının kuzey tarafını korumaktaydı. Öyle ki Haliç’ten ve Boğaz kıyısından yukarı uzanan sur duvarlarının birleştiği yerde bulunuyordu, surların baş kule burcu Bizanslılar Büyük Burç (Megalos Pyrgos), Cenevizliler ise İsa Kulesi (Christea turris) olarak isimlendirerek halk arasında böyle bilinmesini sağlamışlardı. En çok sevilen, Bizans yapılarından Haliç girişini kapatan zincir ucu ile bağlandığı kule yukarıda bahsettiğim gibi su yüzeyinin altından şehri korumaktaydı.
1453’te İstanbul’un fethinin arkasından Cenevizliler kalenin anahtarlarını savaşsız teslim ettikleri için ellerine, kendilerine bazı haklar tanındığını bildiren ferman kopyaları günümüze ulaşmakla beraber Fâtih Sultan Mehmed Ceneviz kalelerini yıkmayacağını açıkça ifade ediyordu. Hükümranlığının kanıtı, surların kara tarafındakilerin üst kısımları ile Galata Kulesi’nin tepesinden 10 arşın (7,58 m.) kadarı yıktırılmıştır. Kulenin Fâtih döneminde Zağanos Mehmed Paşa idaresinde tamir ettirilmiş olduğu yolunda bir rivayetine rağmen II. Bayezid devrinde 1509 yılında kırk beş gün süren hatta dönemin halkı tarafından “küçük kıyamet” olarak adlandırılan depremde kulenin zarar gördüğü anlatılır. Dönemin mimarı Murad b. Hayreddin tarafından tamir ile tamamlanarak 1510 yılı ortalarında bitirilmiştir. Türk mimarisi üslûbunda yeni revize hali ile kule tamir sonrası oluşan kuşak itibaren yukarısının Türk inşaatı olduğu söylenebilir. Beşinci katın pencerelerinin tuğladan sivri kemerleri, hemen fark edilecek kadar Türk yapısıdır, bu gelişme itibari ile kulenin iki veya üçüncü katına kadar olan alt kısmı Ceneviz, bunun yukarısı ise Osmanlı-Türk yapısıdır.
Galata Kulesi XVI. yüzyılda, Kasımpaşa Tersanesi’nde çalıştırılan sultana ait harp esir Hristiyanlarca diğer burçlarla birlikte barınak olarak kullanılmakta, Türkler’e 1552’de esir düşen adı meçhul bir İspanyol bu kulelerde yaşadıklarını ve ölenlerin hendeklere gömüldüğünü anlatır. Fransız Pierre Lescalopier, Galata’nın güçlü bir burcu bulunduğunu zindan olarak kullanıldığını rivayet ederken Brettenli Michael Heberer de 1582-1588 yıllarında İstanbul’da esir olarak bulunduğunda, etrafı yüksek duvarlarla çevrili geniş bir avlu ortasındaki pek yüksek yuvarlak gövdeli kulenin içinde sultanın çeşitli işlerde çalıştırılan 1500 esirinin barındığını günümüz insanına rivayet etmektedir. Döneminde, Haliç kıyısındaki Azapkapı adı verilen bölgeye yakın başka başka burçlarda bulunuyordu örneğin Koyun Baba Türbesi halk efsanesi bu zindan yerinin son hâtırasıdır. (Kızılırmak & Gümüş, E. (2020). Galata Kulesi ve Kız Kulesi’nin Söylence Turizmi Kapsamında İncelenmesi. Türk Turizm Araştırmaları Dergisi, 4(4), 3449-3464.)
Rivayetleri ile sevilen Evliya Çelebi, XVII. yüzyılın ilk yarısında kulenin 118 mimari arşın yüksekliğinde ve tepesinin kurşun kaplı bir külahla örtülü, “İçi on kat halinde zindan ise de şimdi tersanenin gemi levazım ambarı olmuştur” der. Günümüze kadar ulaşan bir diğer rivayete göre Hezarfen Ahmed Çelebi kollarına yapma kanatlar takarak Galata Kulesi’nden atlamış ve Üsküdar’da Doğancılar’a inmiştir. Astronomi âlimi Takıyyüddin er-Râsıd’ın 1575’te kurduğu 1580’de tahrip edilen rasathanesinin Galata Kulesi’nde olduğunu yazanlar ayrıca yine rasathanenin Tophane sırtlarında Gritti Konağı civarında bulunduğu netliğini günümüz insanına aktarmaktadır ancak Takıyyüddin’in bazı rasatlar için geçici olarak Galata Kulesi’nden faydalanmış olabileceği rivayetleri ayrıca diğer ihtimaller arasındadır. Feyzullah Efendi rivayetine göre ise Galata Kulesi’ni Cizvit papazı Besnier yardımıyla bir rasathaneye dönüştürmeyi tasarlamış ancak 1703’te öldürülmesi nedeniyle gerçekleşmemiştir.
Araştırmalarımdan anladığım kadarıyla Galata bölgesi, Romalılar döneminde İstanbul’un 14 mahallesinden 13’üncüsü olarak bilinmekle beraber, ilginçtir ki kendi içinde ayrıca mahallelere ayrılıyordu, ilk yerleşim tam olarak hangi tarihte başladı bilinmiyor olsa da Romalılardan önce olduğu kesin gibidir. Geçmiş dönemde Hristos Surları olarak adlandırılan Galata surları 3’ü kara tarafında 1’i de deniz tarafında olmak üzere mahalleye giriş ve çıkışlar 12 farklı kapıdan destek sağlamakta idi…
9 kapının deniz yönünde olması iç şüphesiz dönem insanı kadar günümüz insanını da etkilerken aynı zamanda Galata’nın tam bir liman kenti olduğunu destekler niteliktedir. Yukarıda bahsettiğim dönem ve zamanlarda yaklaşık rivayetlere göre son kalıntısının 1864’te yıkılması öncesinde14 kilometre civarında olduğu düşünülen Galata surlarının, 10m – 12m yüksekliğe sahip olduğu tahmin edilmektedir.
528 yılında Bizans İmparatoru Anastasius tarafından Fener Kulesi olarak inşa edilmesinin ardından 1204’deki IV. Haçlı Seferi’nden sonra Latinlerin büyük ölçüde hasar verdiği kule, 1348’de Cenevizliler tarafından yığma taşlar kullanılarak İsa Kulesi adı ile Galata surlarına ek olarak yeniden restore edilerek düzenlenmiş olmasına rağmen en eski Bizans yapılarından bilinmese de sembolik İstanbul yapılarından en çok bilinen ve ziyaret edilen yapı olarak hafızalarda daima yer edinmektedir.
Kaynakça
Galata Kulesi ve Kız Kulesi’nin Söylence Turizmi Kapsamında İncelenmesi. Türk Turizm Araştırmaları Dergisi, Kızılırmak, İ., & Gümüş, E. (2020).
DEMİRÖZ, Y., & ACARKAN, B. Tarihi Yapılarda Dış Cephe Aydınlatması Ve Galata Kulesi Uygulaması Facade Lighting of Historical Buildings and Galata Tower Application.
Sabaha Gazetesi Hafta sonu eki – 2018, Merkezi, E. Galata kulesi zamana direniyor
Bir yanıt yazın