Troya’nın Ateşi Dokumada Yaşıyor
Troya’nın Ateşi Dokumada Yaşıyor: Deniz Özen’in Keçe ve Yün Dünyası
İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Galerisi (İKÜSAG), tekstil sanatçısı Deniz Özen’in “İnançların Kutsalları, Troyalı Dokular, Dokumalar” başlıklı kişisel sergisine 6 Mayıs 2026 Çarşamba günü saat 15.00’te kapılarını açıyor. Sergi, 5 Haziran 2026’ya dek ziyaretçilere açık kalacak.
Özen’in eserleri, Anadolu’nun derinliklerine uzanan inanç katmanlarını işliyor: kahinler, tanrılar, yılanlar ve esir kadınlar; keçe ve duvar dokumalarının yüzeyine bir bir işlenmiş. Sanatçı, bu imgeler aracılığıyla geçmişi arşivlemek yerine geçmişin hâlâ diri olduğunu, Troya’nın aşkın bilincinin devam ettiğini simgeliyor.
Sanatçı, 25 yıllık Troya deneyimini Anadolu’nun kadim inanç dünyasıyla harmanlayarak keçe ve dokuma üzerinden yeniden yorumluyor…
Özen’in bu cümlesi, serginin felsefi eksenini özetliyor. Eski Türklerin şamanik geleneğinde yaygın olan tamga ve sembollerin günümüz örnekleri, sanatçının dokumalarında görünür kılınıyor. Türk ve Moğol şamanizminde kutsal kabul edilen yılan figürü; bereket, yeniden doğuş ve koruyuculuğu temsil eden geyik boynuzu motifleri; kadın figürüyle özdeşleştirilen toprak ana sembolizmi ve güneş kültüne ait daire ve tekerlek biçimleri, Özen’in dil dağarcığının temel taşlarını oluşturuyor.
25 yılı aşkın süredir Troya’da yaşayan Özen için İlyada yalnızca bir destan değil, bir hafıza katmanı. Homeros’un destanında geri planda kalan ekonomiyi dokumalarıyla ayakta tutan Troyalı kadınları ön plana çıkaran sanatçı, bu anlatıyı geleneksel keçe tekniklerinin yanı sıra alışılmadık malzeme seçimleriyle görünür kılıyor. Böylece hem Ege’nin iki yakasını birleştiren ortak kadın emeğini hem de savaşın gölgesinde kalan hayatları belgelemiş oluyor.
Keçe, insanlığın bilinen en eski tekstil tekniklerinden biri olup MÖ 6500’lere uzandığı tahmin edilmektedir. Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya taşınan bu gelenek, yün liflerinin sıcak su, sabun ve mekanik baskıyla birbirine bağlanmasından oluşur; herhangi bir dokuma tezgahı gerektirmez. Sanatçının tercih ettiği bu malzeme, eserlerin “yapılmış” değil “sıkıştırılmış” doğasını ön plana çıkararak zamansızlık hissi yaratıyor.

Bir yanıt yazın